Yurtdışından gelen plastik atıkların Türkiye’de ne işi var?

Doğu Eroğlu — 2011’de Cumhuriyet Gazetesi Ankara Bürosunda stajyer muhabir olarak gazeteciliğe başladı. 2012–2013’te, çevrimiçi yayınlanan, insan hakları ihlalleri tanıklıklarını aktaran Türkiye’den Şiddet Hikâyeleri çalışmasının editörlüğünü yaptı. Eroğlu, Haziran 2013’ten 2017’ye dek BirGün Gazetesi’nde tam zamanlı muhabir olarak çalıştı; politik ekoloji, temel insan hakkı ihlalleri, çatışma, radikalleşme ve cihat hareketleri üzerine yazdı. 2015 yılında Columbia University in the City of New York İnsan Hakları Araştırmaları Enstitüsünde misafir araştırmacı olarak bulunarak hafıza, hesap verebilirlik ve çatışma konularında çalıştı. Makaleleri Ayrıntı Dergi, Kolektif Dergi, Yeni Harman, Newsweek Europe gibi süreli yayınlar ile Diken.com.tr, Vice ve al-Monitor gibi çevrimiçi mecralarda yayımlanan Eroğlu, çevrimiçi yayın yapan Medyascope.tv’de araştırmacı gazeteci olarak çalışmaktadır. Eroğlu’nun İletişim Yayınları’ndan 2018’de çıkmış IŞİD Ağları isimli bir kitabı bulunmaktadır.

2018’den beri yayınlanan birçok haber, dünya ülkelerinde toplanmış plastik atıkların yasal veya yasadışı yollarla Türkiye’ye sokulduğunu, atıkların çoğunlukla yakıldığını ya da metruk alanlara gelişigüzel serildiğini gösteriyor. Üstelik plastik atıkları Türkiyeli şirketler para ödeyip satın alıyor. Para karşılığında yurtdışından atık getirilen bu garip ticareti anlayabilmek için, plastikte geri dönüşümün sınırlılıklarına bakmak gerekiyor.

Geleneksel bir atık yönetiminde, atıklar ya toprağa gömülüyor ya da bertaraf tesislerinde yakılıyor. Her iki yöntem de maliyetli. Ancak atıkların yakılması süreci doğru yöntemlerle uygulanırsa, ortaya çıkan ısı bir miktar enerjiye dönüştürülebiliyor. Geleneksel yöntemde yakmayla kazanılan enerji bir gelir kaynağı olarak görülse de atıkların yakılmasıyla ortaya çıkan sera gazı emisyonları, yani iklim maliyeti ihmal ediliyor.

Plastik söz konusu olduğunda, geleneksel atık yönetimi araçlarına bir de geri dönüşüm ekleniyor.

Plastik atıklar türlerine göre ayrı ayrı toplanıyor, tekrar ayrıştırılıyor ve geri dönüşüme gönderiliyor. Geri dönüşümden elde edilen plastik tekrar plastik üreticilerine satılıyor ve geri dönüştürülmüş materyaller ürün olarak yeniden piyasaya gönderilip tüketiciye ulaştırılıyor.

Image for post
Image for post
Görsel: INTERPOL Raporundan Türkeçeleştirildi

Tüm dünyada kişi başına plastik kullanımı sürekli artıyor, dolayısıyla geri dönüşüm piyasası da genişliyor. 2010’lu yıllarda neredeyse her yıl 10 milyon ton artan yıllık küresel plastik tüketimi, 2018’de toplam 360 milyon tona ulaştı. Geri dönüşüm sektörünün 2016’da ulaştığı 34,8 milyar dolarlık küresel hacmi, 2022’ye kadar 50 milyar dolara çıkarması bekleniyor.

Avrupa Birliği üyeleri ile Japonya gibi gelişmiş ekonomiler, döngüsel ekonomi sloganıyla tüketilen plastiğin yüzde 30’unu toplayıp geri dönüştürülebilir hale getirmeye çalışıyor. Bu ülkelerin çoğunda, plastik kullanımını azaltmak için geri dönüşüme sokulamayan plastik atıkların gömülmesi ya da yakılması halinde vergi uyguluyor. Böylelikle bu işlemlerin azaltılması, geri dönüştürülemeyen plastik türlerinin kullanımının düşürülmesi hedefleniyor.

Fakat teşvik mekanizmaları oluşturulsa dahi geri dönüşüm maliyetli bir süreç. Yüksek yatırım maliyetleri, kurulması gereken lojistik ağlar ile emek maliyetleri yüzünden gelişmiş ekonomiler topladıkları plastikleri kendileri geri dönüşüme sokmak yerine üçüncü dünya ülkelerine göndermeyi tercih ediyor. Örneğin Plastics Europe verilerine göre, 2016’da dünyada toplanan tüm plastik atıkların yüzde 31.1’lik kısmı, AB ülkeleri, Norveç ve İsviçre’de toplandı. Ancak bu ülkeler topladıkları plastik atıkları geri dönüşüme tabi tutmak yerine ciddi kısmını ihraç etti.

Geri dönüşüm yoluyla plastik üretmek ile ham petrolden virjin plastik (geri dönüşüme uğramamış) üretmek arasında ciddi maliyet farkları var.

1950’den bu yana üretilen plastiklerin yarısının toprağa gömüldüğü ya da çöplüklere gelişigüzel atıldığı, sadece yüzde 9’luk kısmının geri dönüşüme gönderildiği sanılıyor.

Plastik şirketleri iklim maliyetlerini ödemek zorunda kalmadıkları için geri dönüşüm için toplama, ayrıştırma ağları kurmaktansa ham petrolden virjin plastik üretmeyi sürdürüyorlar. Üstelik geri dönüşümden gelen plastik, virjin plastiğe göre dayanım olarak da düşük kalitede olunca geri dönüşüm iyice dezavantajlı hale geliyor.

Bu karara lojistik faktörler de katkı yapıyor.

Asya’dan Batı’ya zaten yüksek miktarda ihracat yapılıyor. Asya’nın ihraç mallarını getiren gemilerin boş konteynırları atık ticaretinin aracıları haline dönüşüyor. Bir konteynır dolusu plastik atığı Asya ülkelerine göndermek, atıkları geri dönüşüme sokmaktan ucuz hale gelince tercih bu yöne kayıyor. Şirketler geri dönüştürülebilir atıklarını Asya ülkelerine gönderirken iki yolla kazanç sağlıyor. İlk olarak plastik atıkları Asya’ya ihraç eden şirketler, atıkları karşılığında ton başına cüzi miktarlarda para kazanıyor. Öte yandan Batı şirketleri ellerindeki geri dönüştürülemez atıklardan da zaman zaman kurtuluyor. Yakılması veya gömülmesi dışında çare bulunmayan bu atıkları, değerli plastik atıkların arasına illegal olarak yerleştiren şirketler, bu atıkların, yani geri dönüştürülemez çöplerin sorumluluğunu da Asya şirketlerine devrediyor. Böylelikle dönüştürülemez atıkların bertarafı için ödenmesi gereken çevre vergilerinden kurtulmuş oluyorlar.

Ticaretin diğer tarafındaki şirketler ise atıkları toplamak için kendi ülkelerinde yatırım yapma maliyetine katlanmadan plastik hammadesine erişmiş oluyor. Bunun karşılığında zaman zaman, plastik atıkların yanında ülkelerine soktukları illegal atıkları da ortadan kaldırıyorlar.

Bu örüntüyü sarsan, 2018’de Çin’in atık ticaretine engeller getirmesi oldu.

1992–2018 arasında Çin, dünyada toplanan plastik atıkların yüzde 45’ini ithal etti ve kendi geri dönüşüm sektörüne soktu. Yani bu dönemde küresel plastik pazarı, Çin’deki geri dönüşüm sektörüne erişime göbekten bağlıydı.

Örneğin Avrupa’da her yıl yaklaşık 8 milyon metreküp plastik atık toplanıyor. Kısıtlamalardan önce bu atıkların yaklaşık 3 milyon metreküplük kısmı Asya’ya, 2.6 milyon metreküplük bölümüyse doğrudan Çin’e gönderiliyordu. Diğer bir deyişle Avrupa’dan yapılan plastik atık ihracatının yüzde 85’inin adresi Çin’di. Sözgelimi Avrupa ülkelerinden İrlanda –ki plastik atıklar bağlamında Çin’e en bağlı olan Avrupa ülkesiydi– topladığı atıkların yüzde 95’ini Çin’e ihraç ediyordu.

Çin’in 2018’de önce 24 katı atığa yasak getirmesi, 2019’daysa atık ticareti yasaklarını genişletmesiyle plastik pazarı ile geri dönüşüm sektörü arasındaki atık hareketliliği yön değiştirdi.

Görsel: Georgia Üniversitesi araştırmasından uyarlanan grafik, 2016 itibarıyla küresel atık ticaretinde yapılan ihracatı ve ithalatı gösteriyor. 2016 itibarıyla dünyadaki plastik atık ihracatının en büyük adresi olan Çin’in atık ticaretinden çekilmesiyle plastik atıklar için yeni alıcılar ortaya çıktı.

Çin’in plastik atık sahnesindeki etkisinin azalmasıyla Güney Amerika ülkeleri, Güney ve Güneydoğu Asya ülkeleri ile aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazıları yeni plastik atık pazarları olarak öne çıktı. Çin’in atık sınırlamaları sonrasında diğer Asya ülkeleri de benzer adımlar atmaya başlayınca, Asya dışındaki plastik atık ithalatçısı ülkeler önem kazandı.

Türkiye’nin sık sık plastik atıklarla birlikte anılması da böyle başladı.

Ancak ortada ciddi bir sorun var. Çin’in boşalttığı konumu doldurmaya çalışan yeni alıcı ülkeler, ithal ettikleri atıkları da topraklarına getirince, kendi geri dönüşüm kapasitelerinin çok üzerindeki miktarlarda atıkla baş başa kalmaya başladı. Dönüştürülebilir plastik atıklara bir de geri dönüşüme girmeye uygun olmayan, kirli atıklar eklenince tablo daha da vahimleşti.

Geri dönüşüme uygun plastik atıkların ticareti yasal. Fakat geri dönüştürülme imkânı olmayan atıkların hareketliliği yasal değil. 2018’deki Çin yasaklarından sonra dönüşen ticaret rotalarını inceleyen INTERPOL, dünya çapında 257 ayrı plastik atık ticaret rotası bulunduğunu belirledi. Bu rotaların 52’sindeyse illegal plastik atık ticareti yapıldığı tespit edildi. Yani yasal atık rotalarında aynı zamanda ticareti yasaklanmış atıklar da hareket ediyor.

Çin’in devreden çıkmasıyla 2018’den itibaren Türkiye’ye plastik atıkların girişinin arttığı fark edildi. Bir kısmı legal bir kısmıysa illegal olan atıkların Türkiye’de fark edilmesini sağlayan, atıkların arazilere gelişigüzel serilmesi, gömülmesi ya da yakılması oldu.

Türkiye içindeki plastik atıkların toplanması ve geri dönüştürülmesi başka bir mesele. Atıkların toplanması konusundaki yetki ilçe belediyelerinde. Ancak birçok ilçe belediyesi bu konuda verimli sistemler kurabilmiş değil. Atıkların toplanması işini efektif olarak atık toplayıcılığından geçimini sağlayan yurttaşlar üstlenmiş durumda. Atık toplayıcıları evsel atıklar arasından dönüştürülebilir olanları arayıp buluyor ya da işletmelerin dönüştürülebilir atıklarını toplayıp geri dönüşüm şirketlerine satıyor. Fakat bu yöntemle toplanabilen atıkların oranı da genellikle yüzde 10’u geçemiyor. Atıkların kalanı düzgün ayrıştırılmadan evsel atıkların arasına karıştığı ya da kirlendiği için katı atık depolama tesislerine, yani çöplüklere gidiyor ve açık arazilere seriliyor. Ya da atıklar gömülerek veya yakılarak bertaraf ediliyor.

Yerli geri dönüşüm şirketleri bu mekanizmaya bel bağlamak yerine yurtdışından ucuza ayrıştırılmış plastik atık satın almayı çekici bulabiliyor. Ancak bu sistem kaçak geri dönüşüm faaliyetlerini de ortaya çıkarıyor. Gerekli çevresel düzenlemeleri yapmadan merdiven altı geri dönüşüm üretiminin yanında bu faaliyetleri gerçekleştirenler çoğunluğu Avrupa’dan gelen geri dönüştürülemeyen çöplerin de bertaraf edilmesi sorumluluğunu üstleniyor. İngiltere’nin ya da Hollanda’nın çöpleriyle ilgili birçok araştırma, geri dönüştürülemeyen çöplerin Türkiye’de arazilere saçıldığını ya da yakıldığını gösteriyor.

Image for post
Image for post
Görsel: Greenpeace Akdeniz tarafından İzmir Kemalpaşa’da tespit edilen, Türkiye’ye illegal olarak getirilmiş plastik atıkların gelişigüzel tutulduğu bir kaçak depolama alanı.

Eurostat verilerine göre, Türkiye’nin ithal ettiği plastik atıkların miktarı 2004–2019 arasında 173 kat arttı. Greenpeace Akdeniz, kayıtlara geçmiş son ithalat miktarının, ülkeye her gün 213 kamyon plastik atık girmesine eş olduğunu söylüyor.

Kamuoyu tepkisi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2019 ve 2020’de plastik atıklarla ilgili adım atmasına yol açtı. Aralık 2019’da kotalı atık ithalatı genelgesi yayımlandı ve şirketlerin ithal plastik kotası yüzde 80 olarak belirlendi. Düzenleme, şirketlerin toplam işlediği atık miktarının azami olarak yüzde 80’ini yurtdışından ithal edebileceğini öngörüyordu. 2020’deyse kota yüzde 50’ye düşürüldü. Yani yurtdışından getirilebilecek plastik atık miktarı daha da azaltıldı. Ancak birkaç yıldır denetimsiz artmış olan kaçak geri dönüşüm tesislerinin bu düzenlemelerden ne kadar etkilenildiği, düzenlemeyle birlikte gelen yaptırımlarınsa şirketleri yurtdışından atık getirmekten caydırıp caydıramadığı şimdilik belirsiz.

Written by

Impact Journalism Grant Programme // Medyada Değişim Yaratanlar İçin Hibe Programı

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store