Can Tonbil — Radyocu, İklim Aktivisti. 95.0 (eski haliyle 94.9) Açık Radyo’da 2011 yılında başlayan radyoculuk macerasının içine bir çok konuda sayısız program, söyleşi ve organizasyon sığdırdı. Duayen Radyocu Ömer Madra ile birlikte hafta içi her sabah gerçekleştirdiği, ‘Satır aralarında başlayan kıtalararası yolculuk’ sırasında, karikatür, uluslararası ilişkiler, arkeoloji, savaş hukuku, bilgisayar oyunları, toplumsal hareketler, tenis ve insan hakları gibi konularda ‘kuşaklar arası sohbetler’ gerçekleştirdi. “Gezegen Acil Durum ilan ediyor”, “İklim İçin Harekete Geç manifestosu”, “İklim Forumu” ve ‘İklimin Resmi’ kampanyalarından yer aldı. Bianet.org sitesinde iklim krizinin sosyal, ekonomik ve kültürel veçhelerini kapsayan, “havaya bağlı her şey” yazı serisine başladı. Dünyanın başına gelecek en büyük tehlikeleri, bilimin ve vicdanın ışığında göstermeye çalışırken yolu da iklim aktivizmi ile birleşiyor.

Gökyüzünü sanki çatlatmış bir şekilde getirdiği aşırı yağışlarla beraber gelen sellerin, sular altında bıraktığı çoraklaşmış toprakların haberleri, artık istisna halinden çıkarak kural haline geliyor.

Alman Düşünür Walter Benjamin’in “Tarih Üzerine Tezler” çalışmasında şiddet üzerine yaptığı tanımlamada olduğu gibi;

“Ezilenlerin geleneği, bize içinde yaşadığımız “olağanüstü hal”in gerçekte kural olduğunu öğretir.”

İklim Krizinin beraberinde getirdiği daimi olağanüstü hal, bu krizden sorumlu insanlık ve bu insanlığın sadece belirli bir kesimi için değil, türümüzün halen canlı halde olan bütün kuşaklarını ve yeryüzünde hayatta kalmaya çalışan bütün canlıları içine çekiyor.

Bütün girdaplarda olduğu gibi bu yokoluş sarmalının merkezinde de hızın çok yüksek olduğunu ama karşı koyma gücünü oluşturan basıncın bu durum aksine çok düşük bir nitelik taşıdığını biliyoruz.

Zaten deniz seviyesinin bir kaç parmak üstündeki ıssız adasında kimselere bulaşmadan, uzunca bir zamandır yaşayıp giden Mozaik Kuyruklu Fare dalgaların her zamankinden daha fazla yükselmesini nasıl durdurabilir ki?

Peki Hindistan’da rakip bir kabileye ait su kaynağına erişebilmek için girdikleri düşünülen çatışmada ölen 15 maymunun yasını kim tutabilir?

Ya da 2015 yılında, Kazakistan’da yaşayan Saiga Antilobu türüne ait 200.000 canlının 3 hafta gibi kısa bir sürede aniden ölmesinin ardından kim gözyaşı dökebilir?

Image for post
Image for post

Yas tutmak da, tuttuğu yası anlatmak da biz insanlara özgü bir durum değil.

Kediler, köpekler, kuşlar, yunuslar, maymunlar, bufalolar, balinalar, ayılar, kaplumbağalar ve daha birçok canlı kayıpları için yas tutuyor.

Antropolog Barbara J. King, “Hayvanlar Nasıl Yas Tutar” isimli kitabında yer verdiği tasvirler ve kayıplarının ardından hayvanların davranışlarını gözlemlendiği bilimsel araştırmalarla bu hüzünlü durumu gözler önüne seriyor.

Ölen yavrularını taşıyan primatlar, hayatını kaybeden akrabalarının başından ayrılamayan filler, insan dostlarının ardından acı acı uluyan köpekler ve daha niceleri kimi zaman gündelik hayatımızda, kimi zaman da haberlerde karşımıza çıkmaya devam ediyor.

Yasa neden olan kayıpları azalatabilecek önlemler konusundan uzmanlaşmış tek canlı da biz insanlar değiliz. Aksine, mevcut şartlar karşında adaptasyonla birlikte ortaya çıkan evrimsel süreçler, diğerler canlılar ortak özelliğimiz.

Milyonlarca yıllık emeğin ve mücadelenin sonucu olan bu evrimsel süreçler sonrasında oluşan varlığımız, bildiğimiz biyoloji kitaplarının içeriğini oluşturmaya devam ediyor. Fakat ‘şimdi’nin biyoloji bilgileri kitap müfredatlarına alınamayacak kadar hızlı ve sert bir şekilde yaşanıyor.

İşte size bir örnek;

Geçtiğimiz Haziran ayında yayınlanan yeni bir bilimsel çalışmada; Güney Afrika yabanlarındaki gece döngüsünü gözlemlemek için kullanılan kamera tuzaklarından alınan veriler yaban denildiğinde akla gelen en güçlü canlının durumunu gözler önüne seriyor.

Kamera görüntüleri, aslanların avladığı gemsbok, zebra ve waterbuck gibi av türlerinin günün daha sıcak saatlerinde beslenmeye geçtiğini gösteriyor. Bunu yapıyorlar çünkü, aslanlar günün daha serin zamanlarında avlanmayı tercih ediyor.

Nature Ecology and Evolution dergisinde yayımlanan bu çalışmanın bulgularına göre, aslanların olmadığı yerlerde, bu otoburlar zamanlarının çoğunu günün şafak veya alacakaranlık vakitleri gibi daha serin saatlerinde beslenerek geçirdiler. Aslanların bulunduğu yerlerde ise, aynı türler zamanlarının çoğunu öğle güneşi etrafında daha yüksek sıcaklıklarda besleyerek geçirdiler.

Aslanların ve kedi ailesinin tüm üyelerinin, 25 milyon yıl önce Dünya’yı takip eden kedi benzeri bir yaratık olan ‘ilk kedi’ anlamına gelen Proailurus Lemanensis adlı ortak bir atadan geldiğine inanılıyor.

Milyonlarca yıllık evrimsel sürecin sonucunda kendi krallıklarını kurmuş olan bu canlılar şimdi insan faaliyetleri sonucu aşırı ısınan hava döngüsü içerisinde yaşama adapte olmak zorundalar. Avları, içtikleri su, barındıkları gölgelikleri dahi derinden etkileyen bu krizin yarattığı olağanüstü hal içerisinde sağlamaları gereken uyum, belki karşılaştıkları en zorlu süreç olarak karşılarında duruyor. Hayatta kalmaları için daha sıcakta avlanmaları, az su tüketmeleri gerekiyor. Yaşamın özünü oluşturan bu yeni dengesizlik haline adapte olmayı beceremezlerse, sonları diğer bütün canlılar için de geçerli olan mutlak “yokoluş” sarmalında kaybolmaları manasına gelebilir.

Image for post
Image for post

Hayvanların yas tuttuğunu “kanıtlayan” kesin bir bilimsel araştırma yok. Ayrıca, bu krizinden sorumlu olmayan aslan gibi türlerin, insan faaliyetlerinin neden olduğu iklim değişikliğini durdurmak gibi bir olanakları yok.

İşin üzücü kısmı ise, insanların da, kendi türünün de dahil olduğu gezegen üzerindeki bütün canlıları etkileyecek kadar büyüttükleri krizleri çözmeye niyetleri yok.

Peki o zaman nereden başlamalı?

Yas tutmanın yaşamda istisna olarak kalması ve kuralın neşe ve uyum ile diğer canlılar ile beraber yaşamaktan geçtiğini nasıl anlamalı?

Sorun bu kadar net ve ortadayken hem bireysel olarak, hem de insanlık sürümüz için atılacak ilk adım ne olmalı?

Benim önerim artık çözümü konuşmaya başlamak.

Milyonlarca yıllık evrimsel süreci etkileyen, ilk fosil yakıt kullanımı ile başlayan ve sadece 150 yıllık bir tarihi olan bu insan yapım krizin çözümünü konuşmak.

Fosil yakıtlardan vazgeçmek bir düğmeye basmak, bir belgeye imza atmak kadar kadar kolay, hayatın bütün alanlarında yeni bir dönüşümü başlatmak kadar zorken ilk yapmamız gereken şey ne olmalı?

Çözüm: bu krizin çözümünü konuşmaya başlamak.

Ama hemen şimdi başlamak.

Written by

Impact Journalism Grant Programme // Medyada Değişim Yaratanlar İçin Hibe Programı

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store