Sel, Travma ve Kadınlar

Emine Uçak Erdoğan — Gazeteciyim. Uzun yıllar farklı gazete ve dergilerde çalıştım bir yandan da sivil toplum alanında gönüllü ve profesyonel çalışmalar yürüttüm. Toplumsal sorunların keşfedilişi, gündemleştirilmesi ve savunuculuk gibi konularda gazetecilik ve sivil toplum alanının birbiriyle bağları olduğunu düşünüyorum. Gazetecilik çalışmalarım da genel itibariyle hak gazeteciliği alanında yoğunlaştı; son yıllarda da iki yönümü de buluşturan sivil toplumun bağımsız mecrası olan Sivil Sayfalar’da çalışmaktayım. Aynı zamanda Medyascope TV’de sivil meydan isimli bir program hazırlayıp sunuyorum.

“Koronavirüsle ilgili çalışırken şunu sık sık duyuyoruz; ‘çocuğumu dışarıya hiç göndermiyorum, artık komşuluk ilişkilerine dikkat ediyoruz’ Ancak selle ilgili bunu duyamazsınız, aniden, birden bire gelen bir afet olduğu için. Kişinin tek dileği ya da dua ettiği ya da istediği şey, bunun bir daha gerçekleşmemesi yönünde oluyor. Çünkü buradaki fiziksel koşullar ne yazık ki sellere karşı insanları koruyabileceğimiz koşullar değil.”

İklim kriziyle sıkça karşılaşacağımız afetler arasında sayılan sellerin gündelik hayata maliyetlerini; kadınlar üzerinden gözlemlemeye çalıştığım projeyle ilgili birbirinden farklı iki sel bölgesinde araştırmalar, görüşmeler yaptım. İlki Düzce’nin Akçakoca ilçelerinin köyleri ikincisi ise Adana’nın Seyhan, Yüreğir ve Yumurtalık ilçeleri… İki ilde de geçtiğimiz yıl büyük sel felaketleri yaşandı. Sahaya bu sel felaketlerinden yaklaşık bir yıl sonra gitmiş olduk. Sele maruz kalmak dışında hem sosyolojik arka planlar hem de coğrafik konumlar olarak ortak nokta yok bu iki saha arasında… Haliyle karşılaştığımız manzaralar da aynı değildi. Akçakoca’nın köylerindeki dağlık arazilerde selin izleri, sularla gelen miller, ağaç parçaları halen görülüyor, yeşil dağların içinde selle açılan boşluklar açıkça farkediliyordu. Gündelik hayata büyük ölçüde dönülmesine rağmen sele maruz kalan kadınlarda travmanın izleri ise halen tazeydi… Artık yağmurdan korkar olduklarını duyduk bütün görüşmelerde örneğin…

Sellerin Görünmez Yaraları…

Adana’da selin en ağır yaşandığı Yüreğir ve Seyhan ilçeleri başta olmak üzere; ne yaşam yerlerinde ne de tarım arazilerinde seli hatırlatan hiçbir şey görünmüyordu. İlginç olan insanların özellikle sele en maruz kalan mahallelerde yaşayanların bile seli neredeyse hatırlamıyor oluşuydu. Mevsimlik tarım işçileri için sel özellikle kış günlerinde gündelik hayatın içinde sıkça karşılaşılan bir durum olduğu için artık kanıksanmış vaziyette. Kanal boylarındaki mahallelerde ise; gündelik hayatın içinde o kadar ağır gündemler var ki; sel anca tekrarlandığı zaman üzerinde durulacak bir konu.

Image for post
Image for post
Evleri sele kapılan ailenin kendi imkanlarıyla aldığı konteyner, selin getirdiği miller (çamur-kum) hala durmakta.

Selin maliyetleri, can kayıpları, suya kapılan hayvanlar, evler, eşyalar üzerinden konuşuluyor. Ben araştırma boyunca görünmeyen maliyetlerini özellikle kadınlarda oluşturduğu travmayı gözlemlemeye çalıştım. Adana’da aynı sıralarda sahada mevsimlik tarım işçileriyle ilgili bir araştırma projesinde çalışan Kalkınma Atölyesi’nden psikolog Nevin Küçük, sel başta olmak üzere afetlerde psikososyal ihtiyaçların öne çıktığını ancak hem dünyada hem de bizde afetlerde ruh sağlığıyla ilgili yapılan araştırmaların ve müdahalelerin az olduğunu dile getiriyor. Kalkınma Atölyesi olarak Adana’da 2019 yılında yaşanan sel faleketinin ardından psikososyal etkiyi de içeren bir araştırma yaptıklarını belirten Nevin Küçük, “Orada kadınlara ve çocuklara bazı sorular sorduk, yetişkinlere, yani erkeklere de sorduk. Ve örneğin; ‘sizce bu selden en çok kim etkilendi’ sorusuna en sık aldığımız yanıt, eğer kadın cevap veriyorsa; ‘çocuklar ve kadınlar’ olarak karşımıza çıktı. Eğer bu soruyu erkeklere soruyorsak onlardan da ‘çocuklar’ cevabını aldık. İster doğal afet olsun, ister olağan bir dönem olsun, kadın her seferinde ayrı değerlendirilmesi gereken gruplardan bir tanesi.” Diyor.

Mevsimlik işçilerin de sellerde yaşadıklarının ayrıca değerlendirilmesi gereken bir grup olduğunu belirten Küçük, “Bu insanlar sosyal güvencesi olan ve sürekli çalışan insanlar değiller. Dolayısıyla her doğal afetin, evin girdiği anda ekonomiye direkt etkisi var. Evin ekonomisi etkilendiğinde, o evdeki kadınların, çocukların ve yaşayan diğer insanların zaten etkilenmemesi imkansız. Ruhsal açıdan baktığımızda mesela doğal afetlerin, tarım işçilerinin yaşadığı bölgede şöyle bir anlamı var. Kendilerini koruyabilecekleri bir şey olmadığını görüyorlar. Yani yağmur çok yağdığında ve dolduğunda sular yapabilecek hiç bir şeyiniz yok. Mesela koronavirüsle ilgili çalışırken şunu sık sık duyuyoruz; ‘çocuğumu dışarıya hiç göndermiyorum, artık komşuluk ilişkilerine dikkat ediyoruz’Ancak selle ilgili onu duyamazsınız; çünkü sel aniden, birden bire gelen bir afet olduğu için. Kişinin tek dileği ya da dua ettiği ya da istediği şey, bunun bir daha gerçekleşmemesi yönünde oluyor. Çünkü buradaki fiziksel koşullar ne yazık ki sellere karşı insanları koruyabileceğimiz koşullar değil.” şeklinde anlatıyor.

Travmanın Sınıfsallığı?

Düzce’de ilk kez sele maruz kalmış kadınlarla, kanal boylarındaki yaşam alanları sık sık su baskınınına uğrayan mevsimlik tarım işçisi kadınlar arasında ‘travmanın sınıfsallığı’ gibi bir durum olabileceğiyle ilgili gözlemimi paylaştığım Nevin Küçük, bunun için travma kelimesinin hayatımıza girdiği zamanın önemli olduğunu dile getiriyor. “Siz bu kelime ile ne zaman tanıştınız, ne zamandır mücadele ediyorsunuz ve şu anki hayatınızdaki yeri ne?” sorularını yönelterek travmayla ilgili konuşmak için öncelikle kişinin ne yaşadığının fark edilmesinin önemli olduğunu vurgulayan Nevin Küçük, “Buradaki insanlar ihtiyaçları olduğunu bildiğimiz ama ihtiyaçlarını ifade etme konusunda ya da neyi isteyeceği konusunda emin olmayan grup. Çünkü hiç yardım istememiş… Bir yandan bu yaşantıyı başetmek zorunda oldukları bir kaynak olarak görüyorlar. Başka alternatifinin zaten olmadığını düşünen bir yaşam alanından bahsediyoruz. Dolayısı ile travmanın sınıfsal bir tarafı var mı, iki kıyaslamadan bunu çıkaramayız. Ama insanın hayatına olağanüstü bir şekilde giren, aniden giren ve ilk defa karşılaştığı şeyler her zaman o anlamda üstüne daha çok konuşulur. Ama zaten süren bir travmanı içerisinde iseniz, daha önce zaten buna benzer yaşantılarınız varsa, burada tabi ki vereceğiniz tepkiler diğerinden farklılaşabilir. Az ya da çok olarak rastlar demiyorum çünkü travmaya verilen tepkiler kişiden kişiye, durumdan duruma, olayın özelliklerine göre çok farklılaşabiliyor. Ama zaten çok zorlu bir yaşamın içerisinden çıkarak üstüne bir de sel yaşadığınızda tabi ki onun, yani ikincil yaşadığınız, ya da üçüncül yaşadığınız travmaların yorumu çok farklı olabilir. Sadece genellememek lazım.” olarak yorumluyor.

Image for post
Image for post
Kalkınma Atölyesi’nden Psikolog Nevin Küçük

Written by

Impact Journalism Grant Programme // Medyada Değişim Yaratanlar İçin Hibe Programı

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store