Sürdürülebilirlik Ekseninde Buluşmak

Ne çok şey söylendi ve konuşuldu sürdürülebilirlik üzerine. Kimin ve neyin sürdürülebilirliğinden bahsediyoruz, sürdürülebilirlik kendi bünyesinde neler barındırıyor ve hikayelerin sürdürülebilirliği ile örülü bir dünya inşa edilebilir mi?

Project Zoom programı kapsamında devam ettiğimiz söyleşi serisinde, bu kez Teyit.org’un kurucusu Atakan Foça’nın moderatörlüğünde, Sürdürülebilirlik Adımları Derneği Genel Sekreteri Doğa Tamer ile buluştuk. Birçoğumuzun bir yerlerden duyduğu, aşina olduğu sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma kavramlarına, bu kavramların ortaya çıkış hikayesine, sürdürülebilirliğin bütünleşik-girift yapısına ve sürdürülebilirlik-eşitsizlik denklemine değindik.

Project Zoom Söyleşi Serisi: Doğa Tamer

Sürdürebilirlik Kavramına Kısa Bir Bakış

Sürdürülebilirlik kavramından ve sürdürülebilir bir dünya ihtiyacından ne zaman ve nasıl bahsetmeye başladık? Bu sorunun cevabı, tarihsel bir arka planda yolculuk yapmayı gerektiriyor. 18.yy.de fosil kökenli yakıt kaynaklarına geçişimizden tutun, II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan teknolojik ve endüstriyel büyüme ve kontrolsüz nüfus artışı ile birlikte, aşırı tüketimin ön planda olduğu kontrolsüz bir ‘kalkınma süreci’ sonucunda, insan/toplum ve doğa arasındaki ekolojik dengenin tahribata uğramaya başladığının fark edilmesine değin uzanmaktadır. Başlangıçta kalkınma, kapitalist model çerçevesinde salt ekonomik bir indirgemecilik aracılığıyla, nüfus ve gelir seviyesi ilişkisi üzerinden ele alınmaktaydı. Bu da, mevcut eşitsizlikleri daha da eşitsiz kılmayı devam ettiren bir perspektif olarak devletlerin ve elit kesimlerin işine yarıyordu.

Sürdürülebilirlik kavramına ilk kez, 1987 yılında Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun ‘Ortak Geleceğimiz’ (Our Common Future) adlı raporda rastlıyoruz. Sürdürülebilirlik, insanlığın, doğanın sonraki kuşaklar için zarar görmeden hizmet edebilmesini riske atmayarak ihtiyaçlarını karşılayabilmesi olarak tanımlanmış ve yeryüzündeki yaşamın çeşitliliğini korumak ve yaşam kapasitesini artırmak, yenilenemeyen kaynakların tüketimini en aza indirmek, yeryüzünün taşıma kapasitesini aşmamak, alışkanlıkları değiştirmek, kalkınma ve çevreyi bütüncül politikalar çerçevesinde değerlendirmek ise sürdürülebilirlik ilkeleri arasında sayılmıştır.

Bu rapor gibi çeşitli eylem planları, protokoller ve de aktivist/savunucu hareketler sonrasında, artık tarım ilaçlarının zararından, iklim değişikliklerinden, küresel ısınmadan, su kaynaklarının kirlenmesinden, sera gazından, bazı hayvan soylarının tükenmesinden ve sınırsız tüketim alışkanlıklarından bahsetmeye başladık. Bu doğrultuda da kalkınmanın, ekonomik büyüme ile tek başına ilişkilendirilemeyeceği fikri üzerinden ‘sürdürülebilir kalkınma’ kavramına geçiş yapıldı. Böylelikle, sürdürülebilir kalkınma ile toplumsal eşitlik, cinsiyet eşitliği, nitelikli eğitim ve okuryazarlık, halk sağlığı, adil yaşama koşulları, hava-su kalitesi vb. gibi faktörler de göz önünde bulundurulmaya başlandı. Anlaşılacağı üzere, sürdürülebilirlikten bahsettiğimizde, her bir faktörün birbirini etkilediği bütünleşik bir sistemden söz ediyoruz.

Eşitsizlikler ve Aktörlerin Adımları

24 Haziran tarihinde gerçekleştirdiğimiz söyleşi sırasında Doğa Tamer, sürdürülebilirlik ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri perspektifinden yola çıkarak meselenin özünde yatan eşitsizliğin giderek daha görünür olduğuna işaret etti. Bu noktada insanların, ürünün kendisinden ziyade üreticinin kim olduğuna, ürünün nereden geldiğinde, nasıl ve hangi şartlar altında üretildiğini araştırdığını ve böylece, değer zincirinin başka bir yöne kaydığını belirtti. Örneğin; makyaj ürünleri, güneş ve vücut losyonlarının içeriğinde kullanılan doğal bir maden olan mika, yoksul nüfusun yoğun olduğu Hindistan’dan çıkarılmaktadır ve bu, emek sömürüsü, ucuz işçilik ve çocuk işçiliği ile yapıldığını göstermektedir. Veya kot taşlaması yapan işçiler, bu uygulama sırasında solunan tozlar nedeniyle akciğerlerinde görülen silikozis hastalığına yakalanabilmektedir.

Diğer yandan su yüzüne çıkan eşitsizlikleri dönüştürmek için hangi adımların atılabileceği ve bizlere düşen sorumluluklar ise bu konunun önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma tartışmaları ve teknolojik gelişmeler, daha sesli ve etkili söz söylemeyi, eleştirilerin daha geniş kitlelerce duyulmasını, farkındalığı ve birtakım yaptırımları beraberinde getirdi. Genel anlamda hükümetler, iş dünyası, özel işletmeler, STK’ler ve etki odaklı sosyal girişimler daha sürdürülebilir bir yaşam için çalışmaya ve bazı noktalarda iş birliği geliştirmeye başladı. Kurumsal olanın dışında bireylerin de, savundukları ilke ve değerleri, günlük hayatlarına, söylemlerine ve davranışlarına uygulayarak belirli farkındalık ile satın alma ve tüketme davranışlarını sürdürülebilir bir yaşam tarzı içinde harmanlayarak yavaş yavaş değiştirdiklerini söyleyebiliriz. Doğru bilgi ile gelen farkındalık, bireylerin yanı başında duran hikâyeleri fark etmesine, bu hikâyeleri daha sürdürülebilir ve hikâyelerin etkisinin yaratacağı dönüşümünü sabırla beklediği dengeli bir zeminde inşa etmesini sağlamaktadır.

Doğa’nın dediği gibi, eşitsizlikler, toplum içinde kırılmaları yaratmaktadır. Unutmamalıyız ki bu kırılmalar, ekonomik, toplumsal, çevresel vb. birçok faktörü içine alan bir dayanışma ve sorumluluk temelinde çözülebilir.

Written by

Impact Journalism Grant Programme // Medyada Değişim Yaratanlar İçin Hibe Programı

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store