Kadınlara Gücünü Göstermek İstiyoruz!

Esra Açıkgöz — Marmara Üniversitesi’nde gazetecilik eğitimi alırken, ikinci sınıfta Cumhuriyet’te çalışmaya başladı. 14 yıl boyunca eğitimden sanata, siyasetten sinemaya birçok konuda haber hazırladı. Ama en çok da toplumsal sorunlarla ilgili mevzularda; işçi hakları, kadına yönelik erkek şiddeti, göçmen sorunları, çevre, ayrımcılık… 2015’ten 2019 Kasım’ına kadar Hürriyet’te eğitim editörlüğü yaptı. Taa ki sendikalı olduğu için tazminatları verilmeden atılan 45 gazeteci arasında yer alana kadar. O gün bugündür “işsiz” ya da yeni adıyla “bağımsız” gazeteci. Uzun zamandır aklında olan “Erkeğin silahı kimyasal olunca…” projesi, Project Zoom’un toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik desteğiyle birleşince bu belgesele başladı. Erkeklerin kezzap, asit gibi kimyasal saldırısına uğrayan kadınlarla, aileleriyle görüşerek, erkek şiddetinin vardığı vahşeti göstermeyi amaçlıyor. Tabii işin hukuki, psikolojik yönünü uzmanlarıyla, talepleri kadın örgütleriyle konuşmayı da ihmal etmeden…

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Türkiye’de kadına yönelik erkek şiddetiyle mücadele eden en köklü kadın örgütlerinden biri. 1990’da kurulan vakıf, bugüne kadar yüzlerce kadına dokundu. Kimi kadın, destek için başvurduğunda “içindeki gücü” keşfetti, kimi kadın gönüllü olarak çalışırken kadınlarla, kadınlardan öğrendi. Gülsün Kanat da bu kadınlardan biri. 2002’den beri Mor Çatı’da “sosyal çalışmacı” olarak gönüllü hizmet veriyor. Erkek şiddetine maruz kalmış kadınlarla ilk görüşen kişi yani kendisi. “Her şeyden önce bu süreç beni, Gülsün’ü çok güçlendirdi. Bize şiddet için başvuran kadınlarla çok şey öğrendim. Şiddet yaşayan kadının aslında zayıf, güçsüz olmadığını gördüm ve onlarla beraber kendi gücümü keşfettim” diyor. Biz de Gülsün Kanat’la Mor Çatı’ya başvuran kadınların taleplerini, onlar için neler yapıldığını, devletin bu konudaki tavrını konuştuk.

Image for post
Image for post

- Kadınların Mor Çatı’ya gelmeye karar verme süreçleri, şiddetin onlarda bıraktığı ağırlık ve ondan kurtulma hali nasıl oluyor?

Hepimiz kadın olarak, bu şiddeti yaşama olasılığına sahibiz. Kadınlara kendimizi eşitleyerek yaklaşıyoruz. Ben de geçmişimde kadın olarak davranışlarımın nasıl baskı altına alındığını, şiddet kullanılarak kontrol

edildiğini deneyimlemiş birisi olduğum için kadınlarla bu yan yanalığı, desteği, dayanışmayı kurmak, kendime bakarken daha kolay oluyor. Kadınlar bize telefonla, maille ya da doğrudan gelerek başvurabiliyor. Bazen şiddetin oluşmasından kendisini sorumlu tutuyor. Bunun patriarkal sistemden değil de, bir krizden, kocasının hasta olmasından kaynaklandığını düşünebiliyor. Biz öncelikle onları dinliyoruz. Benim gibi arkadaşların rolü, kadının kişiliğinden, yaşantısından dolayı geliştirdiği güçleri görebilmek ve ona gösterebilmek.

- Kimyasal saldırıya uğramış kadınların psikolojik olarak neye ihtiyacı var?

Bu konuyla ilgili tehdit alan çok kadın var. Daha yeni bir başvuru geldi ama kimyasal maddeyle vücuduna çok zarar verilen bir kadınla destek-dayanışma sürecini deneyimlemedim. Ancak kadınların vücut veya yüzlerinde kalıcı hasarlar bırakılmasına çok sık tanık oluyoruz. Dişlerinin sökülmesi, yüzünde yanık izleri oluşturulması, bedensel sakatlıkların bırakılması… Hatta bazen kadınların mesleklerine göre de, hani neyle kazanıyorsa onu yok etmek için saldırıyorlar. Ya da başkasıyla beraber olmasın, utanç duysun, toplum içinde yalnızlaşsın, sokağa çıkamasın diye planlı, bilinçli şekilde zarar veren adamların davranışlarıyla çok karşılaştık. En son bir başvurumuzda, adam zaten yüzünde ve vücudunda izler bıraktığı halde, bir de kezzap atmakla tehdit etmişti.

ÖNCELİĞİMİZ KADINLARIN İHTİYACI

- Bu tarz saldırılarda sürekli bu izi kendi vücudunda görmek zorunda kalmak da ayrı bir ağırlık yaşatıyor. Onlara nasıl yaklaşıyorsunuz?

Öncelikle ihtiyacı ne; Güvenlik mi, ameliyat mı, psikolojik destek mi? Onu anlamaya çalışıyoruz. Ona göre yönlendirme yapıyoruz. Elimizdeki olanaklar çerçevesinde estetik uzmanı, dişçi, ortopedist; neye ihtiyaç duyuyorsa gönüllerimizle ona destek sunmaları için iletişime geçiyoruz. Bu konularda gönüllülük sözü vermiş bazı klinikler var, onlarla görüşüyoruz. Bazen hastaneleri arayıp direkt soruyoruz, destek olmak isterler mi diye. Doktor arkadaşlarımıza, tabipler odasına danışıyoruz.

- Aslında devletin yapması gereken destekleri siz veriyorsunuz. Çünkü bu konuda devlet mekanizmaları pek işlemiyor. Hatta kezzaplı saldırılardaki ameliyatlar bile estetik görüldüğü için karşılanmıyor, lüksmüş gibi yaklaşılıyor…

Yapmak istediğimiz, devletin yerine kendimizi koymak değil, asla böyle bir yaklaşımımız yok. Bizim politikamız aslında yapmadıklarını devlete göstermek. Bir kadınla dayanışmanın nasıl olması gerektiğini deneyimliyor ve bunu devlete anlatıyoruz. “Sosyal hizmet uzmanın yargılamadan, kadından yana bir bakışla derinlemesine görüşüp servisini onun ihtiyaçlarına göre tasarlamalı” diye söylüyoruz. Aynı şekilde sağlık ihtiyaçları noktasında da aslında devletin yapmadıklarını ortaya çıkarıyoruz. Örneğin, 6284 sayılı kanuna göre, devlet şiddet yaşamış kadının her türlü sağlık ihtiyacını karşılamalı. Şiddet yaşayamasa da karşılamalı aslında da… Neyse daha önce estetik ameliyatlar için yönlendirdiğimiz kadınlar da bu sorunları yaşadı, devlet bunu estetik, lüks görüyor… Bırakın estetik meselesini, iki yıl önceki bir başvuruda kemikler sakatlanmıştı, devlet hastanesi fizik tedaviyi bile yapmadı! Orada tabii ki devletin yapması için mücadele ediyoruz. Ancak sonuca varamadığımızda, kadının hayatını devam ettirirken yaşadığı zorluğu gördüğümüzde, adım atıyoruz. Faaliyet raporumuzda bunları belirtiyor ve gerekli yerlere de bilgi edinme kapsamında soruyoruz. Basın açıklamalarımız, kampanyamızla da dillendiriyoruz.

DEVLET, KADINLARA ŞİDDETSİZ BİR ORTAM SAĞLAMALI

- Peki bunların değişebilmesi için talepleriniz nedir?

Sağlık, eğitim ve şiddeti önleme-izleme merkezi ya da sosyal hizmet merkezlerinin kurduğu danışma ve destek programları açılmalı. Ayrıca devlet, belediyelere sadece sığınaklar açacaksın demeyip bütçesini birlikte nasıl yapabiliriz diye düşünmeli. Sağlık hizmetini belediyeler de sunabilir. Örneğin, Kadıköy Belediyesi’nin çok güzel sağlık destekleri var. Bunların gelişmesi için devlet teşviki verilmeli. Her şey bu kadar merkezi olmamalı. Ödediğimiz vergiler sadece yol olarak değil başka konularda da dönmeli. En çok da kadın olarak yaşadığım ayrımcılık konusunda dönmesini istiyorum. Eşitlik birimleri kurulmalı.

Anlayacağınız taleplerimiz çok… 2012’de İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanması ve 6284’ün çıkmasıyla Türkiye güzel bir bakış açısını yakaladı. Bu, kadından yana, müthiş bir atılımdı. Ama uygulamaların iyiye gitmesi gerekirken maalesef geriye dönülmeye başlandı. Polisler, tekrardan hiç eğitim almamış gibi bir noktaya geldiler. Bir sığınağa kız çocuğunun annesiyle gidebileceğini polis niye bilmez? Normalde akademiden çıktıklarında bunu öğrenmiş olmaları gerekir. Demek ki burada başka bir yaklaşım var. Onu da siyasi iradenin sağlaması gerekiyor. Bunun yanı sıra gerekirse heyet kararıyla estetik, ortopedik, ne gerekiyorsa, o ameliyatların yapılması sağlanmalı. Siyasi iradeden talebimiz şu aslında, “Kadınların kendilerini toplum içerisinde iyi hissedeceği ve çalışabileceği, şiddetten uzakta bir yaşantı kurabileceği ortamı, olanağını sağlamak hepimizin görevi” demesi ve buna uygun hareket etmesi.

Written by

Impact Journalism Grant Programme // Medyada Değişim Yaratanlar İçin Hibe Programı

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store